Taahhüt edilen sermaye borcunun yerine getirilmemesi vergisel bir risk yaratır mı? / Numan Emre Ergin

Dr. Numan Emre ERGİN - Mazars Denge Vergi Hizmetleri Ortak, YMM

Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 332 ve 580. maddelerine göre anonim şirketler asgari 50 bin TL, limited şirketler ise asgari 10 bin TL sermaye ile kurulmakta; 344 ve 585. maddeleri uyarınca da taahhüt edilen sermayenin dörtte biri tescilden önce, gerisi de tescili izleyen 24 ay içinde ödenebilmektedir. Ayrıca şirketlerin faaliyetleri sırasında sonradan hasıl olan sermaye ihtiyaçları ortaklar tarafından karşılanabilmekte, diğer bir ifadeyle sermaye artışı yine ortaklar tarafından taahhüt edilebilmektedir. Sermaye taahhüdünün yerine getirilmesini isteyecek olan şirkettir, diğer ortaklar değil. Şirket adına da bu işin takibi anonim şirketlerde yönetim kurulunun, limited şirketlerde müdürlerin görevidir. Peki ortaklar taahhüt ettikleri sermayeyi getirmezse ne olacaktır? TTK’nun 129. maddesi uyarınca zamanında ifa edilmeyen sermaye para ise, 128’inci madde gereğince tazminat hakkına halel gelmemek şartıyla (şirket ihtarda bulunarak taahhüdün geç yerine getirilmesi sebebiyle uğradığı zararın tazminini isteyebilir.), aksine şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede hüküm yoksa, şirketin tescili anından itibaren temerrüt faizi ödenecektir. Temerrüt faizi için ihtara gerek de yoktur. Ayrıca TTK’nın 482. maddesi uyarınca yönetim kurulu, mütemerrit pay sahibini, iştirak taahhüdünden ve yaptığı kısmi ödemelerden doğan haklarından yoksun bırakmaya ve söz konusu payı satıp yerine başkasını almaya ve kendisine verilmiş pay senedi varsa, bunları iptal etmeye yetkilidir. Aynı madde uyarınca, esas sözleşmede temerrüt halinde bir cezai şart da öngörülebilir.

Akıllara vergiyle bu konunun ne ilgisi var diye bir soru gelebilir. Vergi denetim elemanlarınca ortakların taahhüt ettikleri sermayeyi geç ödemesi veya hiç ödememesi üzerine, ödenmeyen sermaye taahhütlerinin şirket açısından ortaklardan alacak olduğu ve transfer fiyatlandırması yoluyla ortaklara örtülü kazanç dağıtımı yapıldığı gerekçesiyle vergi inceleme raporları düzenlenmesi tartışmayı başlatmıştır.

Buraya kadar yapılan açıklamalardan görüleceği üzere, konu tamamen TTK’da düzenlenmiş olup şirketler hukukunu ilgilendiren bir konudur. Ortaklar sermaye taahhütlerini aynen veya nakden yerine getirebilirler. Ayni sermayenin geç getirilmesinin şirket sermayesi üzerindeki etkisi azdır, zira genellikle bu türden ayınlar zamanla değer kaybına uğramamaktadır. Oysa nakdi sermayenin geç getirilmesi şirket sermayesinin en azından enflasyon karşısında erimesine neden olmaktadır. Bunu öngören kanun koyucu da geciken nakdi sermaye ödemesinin temerrüt faiziyle birlikte tahsilini hükme bağlamış ve yukarıda anlatılan diğer müeyyideleri de buna eklemiştir. Sermaye taahhüdünün faiziyle birlikte istenebilmesi onu bir (ticari) alacak-borç haline getirmez. Bu para sermayedir, sermayenin cüzüdür.. Nitekim eleştirilerin yasal dayanağı olan Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” başlıklı 13. maddesi de geç yerine getirilen sermaye taahhütlerinin vergilendirilmesine izin vermemektedir. Zira söz konusu madde uyarınca, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımından söz edebilmek için;

a) Bir kurum tarafından bir mal veya hizmet alım ya da satımının (alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama, kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler de bu kapsamdadır.) yapılmış olması,

b) Söz konusu kurumun bu mal veya hizmet alım ya da satımını ilişkili kişilerle yapmış olması,

c) Bu mal veya hizmet alım ya da satımında “emsallere uygunluk ilkesi”ne aykırı olarak fiyat veya bedel tespiti yapılmış olması gerekmektedir. Ortakların sermaye taahhütlerini geç yerine getirmesi veya hiç yerine getirmemesi halinde kanundaki tanıma uyan bir “mal veya hizmet alım/satımı” türünden bir işlem yoktur.

Ayrıca kurum kazancı, Gelir Vergisi Kanunu'nda (GVK) tanımlanan ticari kazanç hakkındaki hükümlere göre hesaplanmaktadır. GVK’nın 38. maddesinde ise bilanço esasına göre ticari kazancın teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet fark olduğu; bu dönem zarfında işletme sahip veya sahiplerince işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise bu farka ilave olunacağı belirtilmiştir. İşte ortaklarca geç yerine getirilen sermaye taahhüt ödemesi nedeniyle hesaplanan faiz işletme sahiplerince işletmeye ilave olunan değerdir. Dolayısıyla da kurum kazancının kapsamına girmez. Özetle, ortakların sermaye taahhütlerini zamanında yerine getirmemesi nedeniyle temerrüt faizi hesaplanması şirketler hukukunda düzenlenmiş bir müessese olup vergi hukukunun alanına girmeyen ve vergisel sonuç doğurmayan bir işlemdir.

www.dunya.com sitesinden alınmıştır.